24 Eylül 2011 Cumartesi

BİR TILSIMI OLMALIDIR HAYATIN...





Bir tılsımı olmalıdır hayatın, vazgeçilmez bir öfke gibi,
zaptedilemeyen bir aşk aranışı gibi, kaptırıp kendini
şiirler yazma gibi, bir kadehi fırlatip aynalara,
gecenin büyüsünde çıldırma gibi...

Böyle bir tılsım yoksa...İsteksiz oluyorsan traşı,
bir küf bağlamışsa bütün heyecanlarını, bir şey demiyorsa
sana Güney Afrika’nin Gerillosları, bir çıplak kadın vücudu,
düşünmüyorsan en ciddi konferansta ve bir anda çalıştığın
yerden istifayi basıp çekip gitmek gelmiyorsa içinden,
bir kapı önünde tozlu bir paspas bile olamazsın...

Bu tılsımın alevlerinde çıkılır tepesine Everest’in...
Bu tılsımda yanar söner kandilleri ilk defa başbaşa
kalmış gecelerin. Bu tılsımla koklarsın ayaklarını
kucağına aldığın ilk çocuğunun... Bu tılsımda sevdiğin
evin duvarına bir resim asma vardır...

Yaşantının özündedir bu tılsım. Bir defa kayboldu mu
sahipsiz kalmıs yırtık terliklere döner saatler...
Sönen tılsımlar başka tılsımları da söndürür.
Yanan tılsımlar başka tılsımları da parlatmaya...

Bunları tatmamışsan, ayda hiç değilse üç defa dünyanın
anasını bir pula satmamışsan, kızıp vurmuyorsan
yumruğunu masaya ve bir zindan parmaklıklarına
dokunmuyorsa ellerin gölgesi ve bir de sevdiğin
kadının çıplak omuzlarına ulan o zaman niçin geldin hayata?

ÇETIN ALTAN......KOPUK KOPUK kitabindan


HUZURLU OLMAK İÇİN 100 ÖNERİ






>01. Ufak şeyleri dert etmeyin.
>02. Kusursuz olamayacağınızı kabullenin.
>03. Rahat ve ılımlı insanların çok başarılı olamayacakları düşüncesini
>bir yana bırakın.
>04. Olumlu ve olumsuz düşünce kartopunun çığ gibi büyüme etkisini göz
>önüne alın.
>05. Sevgi kapasitenizi geliştirin.
>06. Unutmayın: Öldüğünüz zaman yapılacak işler listeniz hâlâ dolu
>olacaktır.
>07. Kimsenin sözünü kesmeyin, cümlesini siz bitirmeyin.
>08. Birisine bir iyilik yapın ve kimseye bundan bahsetmeyin.
>09. Bırakın ilgiyi başkaları toplasın.
>10. İçinde bulunduğunuz ânı yaşamayı öğrenin.
>11. Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün.
>12. Sabır geliştirme egzersizleri yapın.
>13. Sevgi elini önce siz uzatın.
>14. Kendinize sorun: Bir yıl sonra bunun bir önemi olacak mı?
>15. Gerçeği kabul edin: Hayat âdil değildir.
>16. Arada sırada canınızın sıkılması yararlıdır: Bırakın canınız
>sıkılsın.
>17. Strese dayanma gücünüzü azaltın.
>18. Haftada bir kez yürekten gelen bir mektup yazın.
>19. Sık tekrar edin: Hayat acil bir durum değildir.
>20. Zihninizde özel bir bölüm açın.

>21. Her gün bir dakikanızı, minnettar olduğunuz birini düşünmek için
>harcayın.
>22. Tanımadığınız insanların gözlerine bakın ve gülümseyerek merhaba
>deyin.
>23. Her gün kendinize biraz sessiz zaman ayırın.
>24. Yaşamınızdaki insanları minik çocuklar ve yüz yaşında ihtiyarlar
>olarak düşünün.
>25. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı hedefleyin.
>26. Daha iyi bir dinleyici olun.
>27. Savaşlarınızı akıllıca seçin.
>28. Çöpü çıkarma sırasının kimde olduğunu hatırlamıyorsanız gidip siz
>çıkarın.
>29. Eleştirme isteğinizi bastırın.
>30. Daha ılımlı bir sürücü olun.
>31. Unutmayın: İnsanı edindiği huylar oluşturur.
>32. Bilmemenin verdiği rahatlığı duyun.
>33. İpin ucunu biraz bırakın.
>34. Bir bitki yetiştirin.
>35. Yoga (ya da jimnastiğe) başlayın.
>36. Erken kalkmaya alışın.
>37. En inatla savunduğunuz beş iddianızı sıralayın ve bu konularda
>yumuşamaya çalışın.
>38. Planlarınızda esnek olun.
>39. Konuşmadan önce derin bir soluk alın.
>40. Suçluluğu değil masumiyeti görmeye çalışın.
>41. Sırf gırgır olsun diye, size yöneltilen eleştiriyi kabul edin.
>Göreceksiniz canınız yanmayacak.
>42. Kendi görüşlerinizden tamamen farklı makale ve kitaplar okuyun ve
>bir şeyler öğrenmeye çalışın.
>43. Zihninizi sessizleştirin.
>44. Birisi size topu atarsa, bunu tutmak zorunda değilsiniz.
>45. Olumsuz düşüncelerinize yüz vermemeye çalışın.
>46. Öfkeniz kabarmaya başladığı zaman ona kadar sayın.
>47. Sorunlarınızı öğretmeniniz olarak görün.
>48. Biraz yüzünüz gülsün.
>49. Bu da geçer.
>50. Gevşeyin!
>51. Bugününüzü son gününüzmüş gibi yaşayın. Öyle olabilir.
>52. İç dünyanız için zaman ayırın.
>53. Olağan şeylerdeki olağanüstülüğü arayın.
>54. Kendi işinize bakın, kendinizi başkasının yerine koymayın.
>55. Hayatı olduğu gibi kabul edin.
>56. Yüreğinizin sezgisine güvenin.
>57. Bırakın çoğu zaman başkaları haklı olsun.
>58. Daha sabırlı olun.
>59. Kendi cenazenize katıldığınızı farz edin.
>60. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı hedefleyin.
>61. Ruh durumunuzu dikkate alın: Moralinizin bozuk olduğu zamanlar
>sizi yanıltmasın.
>62. Hayat bir sınavdır. Altı üstü bir sınav.
>63. Herkesin onayını alamayacağınızı unutmayın. Övgü ve yergi aynı
>şeydir.
>64. Rasgele iyilikler yapın.
>65. Bir davranışın ardındakini görmeye çalışın.
>66. Gönlü bol olmayı haklı olmaya yeğleyin.
>67. Bugün üç kişiye onları ne çok sevdiğinizi söyleyin.
>68. Alçak gönüllü olmaya çalışın.
>69. Kışa hazırlık (eksikleri gedikleri kapatma) telaşından kaçının.
>70. Her gün birkaç dakikanızı sevecek birini düşünmeye ayırın.
>71. Antropolog olun: Ön yargınızdan uzak, başka insanların yaşam ve
>davranış tercihlerini inceleyin.
>72. Herkesin farklı olabileceği gerçeğini anlayın ve saygı gösterin.
>73. Kendinize bir kamusal yardım konusu seçin.
>74. Her gün en az bir kişiye beğendiğiniz bir özelliğini söyleyin.
>75. Sınırlarınızı öne sürmeyin, yoksa sınırlı olursunuz.
>76. Gördüğünüz her şeyde tanrının parmak izi vardır.

>77. Başkalarının fikirlerinde biraz olsun doğruluk payı arayın.
>78. Bardağın (ve başka her şeyin de) kırılmış olduğunu varsayın:
>Her şeyin bir başlangıcı ve bir sonu vardır.
>79. Bu ifadeyi iyi anlayın: Nereye giderseniz siz oradasınız.
>80. Kendinizi iyi hissettiğiniz zaman şükredin, kötü hissettiğiniz
>zaman ılımlı olun.
>81. Postayla evlat edinin. Bir vakıf yoluyla bir çocuğa yardım edin
>82. Yaşamı melodram olarak görmeyin.
>83. Aynı anda birkaç şey yapmaya kalkmayın.
>84. Fırtınanın Gözü'nde (karmaşanın ortasındaki sükûnet noktasında)
>bulunmaya çalışın.
>85. Sahip olmak istediğiniz şeyleri değil, elde etmiş olduklarınızı
>düşünün.
>86. Dostlarınızdan ve ailenizden bir şeyler öğrenmeye açık olun.
>87. Bulunduğunuz konumdan mutlu olmaya bakın.
>88. Hizmet vermeyi yaşamınızın değişmez bir parçası haline getirin.
>89. Bir iyilik yapın ve karşılığını ne isteyin, ne de bekleyin.
>90. Varlığınızı bir bütün olarak kabullenin.
>91. Başkalarını suçlamayı bırakın.

>92. Yardım etmeye çalışırken önceliğinizi küçük şeylere verin.
>93. Unutmayın: Bundan yüz yıl sonra dünyada bambaşka insanlar olacak.
>94. Sorunlarınıza olan bakışınızı değiştirin.
>95. Bir tartışmaya girecek olursanız, kendi görüşünüzü savunmadan önce
>karşı tarafın savını anlamaya çalışın.
>96. "Anlamlı başarı"nın tanımını bir kez daha yapın.
>97. Duygularınıza kulak verin; size bir şey söylemeye çalışıyorlar.
>98. Yaşamınızı sevgiyle doldurun.
>99. Kendi düşüncelerinizin gücünü bilin.
>100. "Daha fazlası daha iyidir" diye düşünmekten vazgeçin


Pencere Kenarı



           Bu yazı hayata ve ilişkilere bakış açınızı değiştirecek!

           İleri derecede hasta iki adam ayni hastane odasındaydılar.
           Adamlardan birinin her öğleden sonra bir saatliğine oturmasına izin veriliyordu, ciğerlerindeki suyun süzülmesi için.
           Bu hastanın yatağı odadaki tek pencerenin tam yanındaydı. Diğer hasta ise hep sırtüstü yatmak zorundaydı.
           Bu iki hasta saatlerce birbiriyle konuşur, eşlerini, ailelerini, evlerini, işlerini, askerlik anılarını, tatilde gittikleri yerleri anlatırlardı birbirlerine.
           Pencerenin yanındaki hasta, her öğleden sonra oturmasına izin verdikleri saati diğer hastaya pencereden görebildiklerini anlatarak geçiriyordu.
           Diğer hasta hep bir sonraki günü iple çekmeye başladı, dışarıdaki renkli ve hareketli dünyayı dinlemek için.

           Pencere, içinde çok güzel bir göl olan parka bakıyordu. Ördekler ve kuğular gölde yüzerken çocuklar model bot'larını suda yüzdürüyorlardı.
           Genç aşıklar, gökkuşağının tüm renklerindeki çiçeklerin arasında kol kola dolaşıyorlardı. Ulu ağaçlar etrafı süslüyor, uzaktan şehrin silueti görünebiliyordu.
           Pencere kenarındaki adam bunları muhteşem bir detayla anlatırken, odanın diğer ucunda yatan adam gözlerini kapar ve bu muhteşem manzarayı hayalinde canlandırırdı.
           Sıcak bir öğleden sonra, pencerenin yanındaki adam geçmekte olan bir şenlik alayını tarif etti. Diğer adam bando seslerini duyamasa bile hayalinde canlandırabiliyordu, pencere kenarındaki adamın tasviriyle.

           Günler ve haftalar geçti.
           Bir sabah banyo yaptırmak için su getiren gündüzcü hemşire pencere kenarında yatan hastanın cansız bedeniyle karşılaştı: Uykusunda, huzur içinde ölmüştü.

           Hüzünlendi, hastane görevlilerini cesedi dışarı taşımaları için çağırdı.
           Uygun zaman geçtiğine kanaat getirir getirmez, diğer hasta pencerenin kenarındaki yatağa taşınmasının mümkün olup olamayacağını sordu. Hemşire memnuniyetle isteğini yerine getirdi, hastanın rahat olduğundan emin olduktan sonra onu yalnız bıraktı.
           Yavaşça, duyduğu acıya aldırmadan, bir dirseğine yaslanarak dışarıdaki dünyaya bakmak üzere yatağından doğruldu adam.
           Sonunda, dışarıyı kendi gözleriyle görme zevkini yaşayabilecekti.
           Pencereden dışarı bakabilmek için yavaşça dönmeye zorladı kendisini.
           Pencere, boş bir duvara bakıyordu.
           Adam hemşireye, vefat eden oda arkadaşının pencerenin dışında görünen harika şeylerden bahsetmesine sebep olan şeyin ne olabileceğini sordu.
           Hemşirenin cevabi, ölen adamın kör olduğu ve pencerenin önündeki duvarı görmediğiydi.
           'Sanırım seni cesaretlendirmek istedi' dedi.

           Sonsöz: Diğer insanları mutlu etmek çok büyük mutluluk getirir, kendi durumunuz ne olursa olsun.
           Paylaşılan dertler yarısı kadar üzüntü verir, paylaşılan mutluluklar ise iki katı artar.
           Kendinizi zengin hissetmek istiyorsanız, sahip olduğunuz ve paranın satın alamayacağı her şeyi paylaşın.

           Bu gün bize bir hediyedir.
           Bu yazının kaynağı bilinmiyor, fakat okuyan herkese mutluluk getirecektir.

İşe Ruhunu Vermek


 Mozart, bulunduğu şehirden uzakta bir konser verecekti. Tüm hazırlıklar tamamlanmıştı ve konser başlamak üzereydi. Mozart konser salonuna gir¬diğinde salonda sadece on kişi vardı. Salondakiler konserin iptal edilip edil¬meyeceğini soruyorlardı. Mozart piya¬nosunun başına geçti ve tuşlara dokun¬maya başladı. Salonda kaç kişi oldu¬ğuna değil, yalnızca vereceği konsere odaklanmıştı tüm varlığıyla. Düşün¬cesi yalnızca piyano çalma üzerinde yoğunlaşmıştı. Bu yüzden iç durumu ve vücut etkinliği mükemmeldi. Tüm bedeni müziğin ahengi ile yoğrulmuştu. Sanatın üstün gücüne inanıyor kendi¬ni ve onu dinlemeye gelen insanları adeta tedavi ediyordu. 0 sırada Mo¬zart'a salonda kaç kişi olduğunu sorsa¬lar her halde söyleyemezdi. Konserini bitirdiğinde içerideki on kişinin alkışı bütün salonu dolduruyordu. Mozart ve onu dinleyenler ¬benzersiz bir gün yaşamışlardı. Mozart, akşam eşine yazdığı mektupta şöyle diyordu: "Burada harika bir konser verdim ve herkes beni ayakta alkışladı."

           Sözlerimize kaç kişinin kulak verdiğine, bizi takip eden ayak izle¬rinin günden güne azalışına, dün¬yanın gürültüsünün sesimizi boğu¬şuna aldırmadan yaptığımız işe ruhumuzu verirsek, karşılığında ala¬cağımız ödül benzersiz, tarifsiz ola¬caktır. Mozart gibi işini her şeyden önce kendisi için, kendi ruhu için mükemmel şekilde yapmak, az sa¬yıda ama kuvvetli birkaç alkış da getirir belki. Ancak ruhu doyan bir kişi için bu alkışlar, işin küçük pro¬mosyonları değerindedir olsa ol¬sa... Olsa da olur, olmasa da...

21 Ağustos 2011 Pazar

İNSANLAR ARASINDA


  Öfke ve kin doğruluğun sınırları dışındadır; bu tutkular yalnız işlerine akıllarıyla bağlanmayan insanların işine yarar. Doğru ve temiz işler hep ölçülü ve ağırbaşlıdır. 


  Ölçü olmayan yerde kavga, gürültü ve haksızlık vardır. Doğru yol uğrunda kendimi ateşe atabilirim; ama elden gelirse başkalarını yanmaktan korurum. Montaigne Şatosu gerekirse herkesin evi ile birlikte yansın; ama gerekmezse kurtulmasına sevinirim. İşimin banaverdiği olanaklarla onu korumaya çalışırım.


  Çoklarında gördüğümüz gibi iş sevgisi bir aksilik ve inatçılık olmamalıdır böylesi çıkara ve bencil tutkuya dayanır. Kahpece ve kurnazca bir harekete de cesaret dememeliyiz. Öyle gayretli kimseler 
vardır ki bütün arzuları aslında insanlara kötülük ve eziyet etmektir. 
Onları coşturan hizmet ettikleri erek değil çıkarlarıdır. 


  Savaşı haklı olduğu için değil, yalnızca savaş olduğu için kızıştırırlar.
Birbirine düşman iki dostunuz arasında gönül ve vicdan rahatıyla 
yaşama olanağı vardır: Her ikisine aynı sevgiyi gösteremezseniz bile 
sevginizde ölçülü kalırsınız, hiçbirine sizden her şeyi isteyebilecek 
kadar bağlanmazsınız; ölçülü kalmak koşuluyla her ikisinin güzel 
taraflarını tadarsınız; bulanık suda, balık avlamaya kalkmamak 
koşuluyla yüzebilirsiniz.


 Bütün varlığımızla her iki tarafa birden bağlanmak hem aklımıza 
hem de vicdanımıza aykırı düşer. Birinin isteğine uyup ötekine ihanet 
ettiğiniz zaman o dostunuz bilmez mi ki, aynı ihaneti kendisine de 
yapabilirsiniz? İşine yaradığınız için sizi dinler, ihanetinizden 
yararlanmaya çalışır; ama size kötü gözle bakmaya da başlar; çünkü 
ikiyüzlü insanlar getirdikleri sözle yararlı olurlar, ama götürecekleri 
sözle de zararlı olabilirler.


  Birine söylediğim her şeyi gereğinde, belki biraz sesimi değiştirerek, ötekine de söyleyebimeliyim. 


  Birinden ötekine götürdüğüm sözler önemsiz, bilinen, orta malı 
sözler olmalı. Hiçbirine yalan söylememizi haklı gösterecek bir durum düşünemem. Bana güvenilen bir sırrı kutsal bir emanet gibi saklarım; 
ama sırları elimden geldiği kadar bilmemeye çalışırım. Dostlarımla şu pazarlığı yapabilirim: Bana sırlarını az güvensinler, buna karşılık benim her söylediğimin doğruluğuna inansınlar. Dostlarım bana her zaman istediğimden çok fazla sır vermişlerdir. Philippides, 
Lysimakhos'a pek akıllıca cevap vermiş. Kral ona: Dile benden ne 
dilersin? Ne vereyim sana? dediği zaman: Sırlarınızı vermeyin de ne 
verirseniz verin demiş. Bakıyorum, herkes kendisine verilen işin gizli 
kapaklı her tarafını bilmek istiyor. Bunlar kendisinden gizlendi mi 
küsüyor, ben ise göreceğim işten fazlasını söylemedikleri zaman rahat 
ediyorum. Bilip de söylememenin üzüntüsünü duymak istemiyorum. 
Kötü işte kullanılmışsam bari vicdanım rahat olsun. Hiç kimseye fazla 
sevgiyle bağlanmak, bir uşak gibi sadık olmak istemem. Çünkü insanı 
ihanete alet etmeye kalkarlar. Kendine ihanet eden efendisine haydi 
haydi ihanet eder.


  Gelgelelim öyle krallar vardır ki, insanı yarı yarıya istemezler, kayıtlı 
şartlı bağlılıkları küçük görürler. O zaman çaresiz, kendilerine  koşullarımı söylemeyi daha uygun bulurum; çünkü, kölelik 
konusunda, yalnız aklın köleliğini kabul edebilirim ki, onu bile gereğince yapamıyorum. (Kitap 3, bölüm 1)


  Perhizle, reçetelerle, disiplinle yaşamaktan daha ahmakça, daha 
hımbılca bir yaşama yolu olamaz. (Kitap 3, bölüm 13)