24 Eylül 2011 Cumartesi

İşe Ruhunu Vermek


 Mozart, bulunduğu şehirden uzakta bir konser verecekti. Tüm hazırlıklar tamamlanmıştı ve konser başlamak üzereydi. Mozart konser salonuna gir¬diğinde salonda sadece on kişi vardı. Salondakiler konserin iptal edilip edil¬meyeceğini soruyorlardı. Mozart piya¬nosunun başına geçti ve tuşlara dokun¬maya başladı. Salonda kaç kişi oldu¬ğuna değil, yalnızca vereceği konsere odaklanmıştı tüm varlığıyla. Düşün¬cesi yalnızca piyano çalma üzerinde yoğunlaşmıştı. Bu yüzden iç durumu ve vücut etkinliği mükemmeldi. Tüm bedeni müziğin ahengi ile yoğrulmuştu. Sanatın üstün gücüne inanıyor kendi¬ni ve onu dinlemeye gelen insanları adeta tedavi ediyordu. 0 sırada Mo¬zart'a salonda kaç kişi olduğunu sorsa¬lar her halde söyleyemezdi. Konserini bitirdiğinde içerideki on kişinin alkışı bütün salonu dolduruyordu. Mozart ve onu dinleyenler ¬benzersiz bir gün yaşamışlardı. Mozart, akşam eşine yazdığı mektupta şöyle diyordu: "Burada harika bir konser verdim ve herkes beni ayakta alkışladı."

           Sözlerimize kaç kişinin kulak verdiğine, bizi takip eden ayak izle¬rinin günden güne azalışına, dün¬yanın gürültüsünün sesimizi boğu¬şuna aldırmadan yaptığımız işe ruhumuzu verirsek, karşılığında ala¬cağımız ödül benzersiz, tarifsiz ola¬caktır. Mozart gibi işini her şeyden önce kendisi için, kendi ruhu için mükemmel şekilde yapmak, az sa¬yıda ama kuvvetli birkaç alkış da getirir belki. Ancak ruhu doyan bir kişi için bu alkışlar, işin küçük pro¬mosyonları değerindedir olsa ol¬sa... Olsa da olur, olmasa da...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder