21 Ağustos 2011 Pazar

İNSANLAR ARASINDA


  Öfke ve kin doğruluğun sınırları dışındadır; bu tutkular yalnız işlerine akıllarıyla bağlanmayan insanların işine yarar. Doğru ve temiz işler hep ölçülü ve ağırbaşlıdır. 


  Ölçü olmayan yerde kavga, gürültü ve haksızlık vardır. Doğru yol uğrunda kendimi ateşe atabilirim; ama elden gelirse başkalarını yanmaktan korurum. Montaigne Şatosu gerekirse herkesin evi ile birlikte yansın; ama gerekmezse kurtulmasına sevinirim. İşimin banaverdiği olanaklarla onu korumaya çalışırım.


  Çoklarında gördüğümüz gibi iş sevgisi bir aksilik ve inatçılık olmamalıdır böylesi çıkara ve bencil tutkuya dayanır. Kahpece ve kurnazca bir harekete de cesaret dememeliyiz. Öyle gayretli kimseler 
vardır ki bütün arzuları aslında insanlara kötülük ve eziyet etmektir. 
Onları coşturan hizmet ettikleri erek değil çıkarlarıdır. 


  Savaşı haklı olduğu için değil, yalnızca savaş olduğu için kızıştırırlar.
Birbirine düşman iki dostunuz arasında gönül ve vicdan rahatıyla 
yaşama olanağı vardır: Her ikisine aynı sevgiyi gösteremezseniz bile 
sevginizde ölçülü kalırsınız, hiçbirine sizden her şeyi isteyebilecek 
kadar bağlanmazsınız; ölçülü kalmak koşuluyla her ikisinin güzel 
taraflarını tadarsınız; bulanık suda, balık avlamaya kalkmamak 
koşuluyla yüzebilirsiniz.


 Bütün varlığımızla her iki tarafa birden bağlanmak hem aklımıza 
hem de vicdanımıza aykırı düşer. Birinin isteğine uyup ötekine ihanet 
ettiğiniz zaman o dostunuz bilmez mi ki, aynı ihaneti kendisine de 
yapabilirsiniz? İşine yaradığınız için sizi dinler, ihanetinizden 
yararlanmaya çalışır; ama size kötü gözle bakmaya da başlar; çünkü 
ikiyüzlü insanlar getirdikleri sözle yararlı olurlar, ama götürecekleri 
sözle de zararlı olabilirler.


  Birine söylediğim her şeyi gereğinde, belki biraz sesimi değiştirerek, ötekine de söyleyebimeliyim. 


  Birinden ötekine götürdüğüm sözler önemsiz, bilinen, orta malı 
sözler olmalı. Hiçbirine yalan söylememizi haklı gösterecek bir durum düşünemem. Bana güvenilen bir sırrı kutsal bir emanet gibi saklarım; 
ama sırları elimden geldiği kadar bilmemeye çalışırım. Dostlarımla şu pazarlığı yapabilirim: Bana sırlarını az güvensinler, buna karşılık benim her söylediğimin doğruluğuna inansınlar. Dostlarım bana her zaman istediğimden çok fazla sır vermişlerdir. Philippides, 
Lysimakhos'a pek akıllıca cevap vermiş. Kral ona: Dile benden ne 
dilersin? Ne vereyim sana? dediği zaman: Sırlarınızı vermeyin de ne 
verirseniz verin demiş. Bakıyorum, herkes kendisine verilen işin gizli 
kapaklı her tarafını bilmek istiyor. Bunlar kendisinden gizlendi mi 
küsüyor, ben ise göreceğim işten fazlasını söylemedikleri zaman rahat 
ediyorum. Bilip de söylememenin üzüntüsünü duymak istemiyorum. 
Kötü işte kullanılmışsam bari vicdanım rahat olsun. Hiç kimseye fazla 
sevgiyle bağlanmak, bir uşak gibi sadık olmak istemem. Çünkü insanı 
ihanete alet etmeye kalkarlar. Kendine ihanet eden efendisine haydi 
haydi ihanet eder.


  Gelgelelim öyle krallar vardır ki, insanı yarı yarıya istemezler, kayıtlı 
şartlı bağlılıkları küçük görürler. O zaman çaresiz, kendilerine  koşullarımı söylemeyi daha uygun bulurum; çünkü, kölelik 
konusunda, yalnız aklın köleliğini kabul edebilirim ki, onu bile gereğince yapamıyorum. (Kitap 3, bölüm 1)


  Perhizle, reçetelerle, disiplinle yaşamaktan daha ahmakça, daha 
hımbılca bir yaşama yolu olamaz. (Kitap 3, bölüm 13)