4 Ekim 2011 Salı

Vermeyince Mabut Neylesin Sultan Mahmut


Derler ki, Sultan Mahmut'lardan birine kısmeti bağlı bir adamdan söz etmişler. Nam-ı diğer Tıkandı Baba. Sultan adamı bir de kendisi denemek istemiş.
Bir koca tepsi baklava yaptırmış. Üst tabakadan başka tepsinin her tarafına görünmeyecek şekilde altın dizdirmiş. adamını gönderip ona tepsiyi birinin bir adağı diyerek kısmetsiz şahsa vermesini ve şahsı takip etmesini emretmiş.
Adamımız tepsiyi almış. Yolda bir tanıdığına rastlamış. İkisinin de olaydan haberi yok. Adamımız hikayeyi anlatınca, "senin," demiş tanıdığı gerçek bir hayırseverlik duygusuyla, "baklavadan çok paraya ihtiyacın var. al şu iki altını, sat tepsiyi bana." Teklif adamımızın da işine gelmiş ve tepsiyi satmış.
Sultan hikayeyi duyunca "fesüphanallah!" demiş. Adamına adamımızın hergün geçtiği köprünün her gün geçtiği tarafına o gelmeden hemen önce altın dizmesini ve kenara çekilip izlemesini emretmiş.
Adamımız köprüye gelince "ya," demiş, "hep aynı taraftan geçiyorum, bu gün de diğer taraftan geçeyim, bir değişiklik olsun," demiş.
Sultan hikayeyi duyunca, "ya hazreti pir!" demiş. Adamımızı yaka paça beylik arazilerden birine getirmelerini emretmiş. Getirmişler. Adam korkudan tir tir titrerken ona bir kasnak verilmesini emretmiş ve adamımıza, "bu kasnağı atabildiğin kadar uzağa atacaksın. En son durduğu yere kadar olan arazi senin olacak," demiş.
Adamımız kasnağı savurmuş. Kasnak havada bir yay çizip gelmiş ayaklarının dibinde durmuş.
Sultan "ya malik el mülk!" diye haykırmış, "getirin onu!" doğruca haziye gitmiş. Adama bir kürek verilmesini emretmiş. "Küreği daldır, ne gelirse senindir." Adam korku ve heyecandan küreği ters daldırmış ve gele gele bir metelik gelmiş.
Sultan "kısmeti bağlı" olmanın ne demek olduğunu anlamış böylece.
Raviyan-ı ahbar, nakilan-ı esrar zikr idürler kim "vermeyince mabut, neylesin sultan mahmut" meselini dahi şol sultan irad buyurmuştur.

Aynalar Yolumu Kesti



Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İste yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karsıma,
Başımın tokmağı indi başıma.
Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!
Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.
Günah, gunah, hasad yerinde demet;
Merhamet, sucumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?
Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.
Necip Fazıl Kısakürek




AŞKIN TÜRLERİ



İlk aşk
Ne yaparsanız yapın, ilk aşkınızı unutmanız mümkün değildir. Yıllar sonra dönüp, "ben ona nasıl aşık olmuştum acaba" diye pişmanlıkla karışık garip bir duygu da yaşayabilirsiniz, olsun. O, size ilk aşkı tattırmış, en önemli yaşam tecrübelerinizden birini yaşatmıştır. Aranızda geçenler acı bile olsa, dönüp minnetle anacağınız biri hep var olacak. Daha ne olsun?


Yıldırım aşk
Var mı yok mu tartışmasının içinde değiliz. Diyelim ki var. Demek ki bazılarının duyguları yağmur olup yağabiliyormuş. Yıldırım aşkla başlayıp yıllar süren beraberlikler de var üstelik. Barda oturan kadını/erkeği görüp "bu akşam nasıl yatağa atarım?" diye düşünenlerden bahsetmiyoruz elbette. Sözünü ettiğimiz gerçek yıldırım aşk. Tek dikkat edilmesi gereken, sürekli yıldırım aşka tutulanların genellikle kendi yarattıkları illüzyonun peşinden koşmaları, gerçekle karşılaştıklarında da yeni bir illüzyon yaratmalarıdır. 


Olanaksız aşk
Bazen yolda yürürken rastlarız, bazen en yakınımızda bulunabilirler. "Bu ikisi bir araya nasıl gelmiş?" diye düşünürüz. Kendi başımıza geldiği de olmuştur, pedini sağa sola bırakan bir kadın ya da televizyondaki futbol maçını seyrederken daha önce hiç duymadığınız küfürler eden bir adam. Aman Allahım?" dersiniz. Ama olmuştur bir kere. Her aşkın olanaksız bir tarafı vardır gerçi, çoğunlukla bunları görmemeyi yeğleriz. Ama bu olanaksız taraflar bazen o kadar ağır basar ki, aşkın hem kaynağı, hem iddiası, hem motorize gücü, hem de terminatörü olurlar. 


Yasak Aşk
Men edilmiş, engellenmiş ve çoğu zaman da yasadışıdır. Ama aşığın gözü görmez ki... Belki de aşkı aşk yapan bu "illegal" tarafıdır. Kimbilir?


Platonik Aşk
Onu görmek bile sizi heyecanlandırırken, o sizin yanınızdan, geçip gider. Siz heyecandan sapır sapır titrerken, o işiyle meşgul olur. O sizin için hayatınızdaki en önemli kişiyken, siz onun için sıradan birisinizdir. Hem aşık hem de salak hissedersiniz kendinizi... Davranışlarından, konuşmalarından işaretler alıp, umutlanır, bozulur, küsersiniz. İnsanın bir kereliğine bu duruma düşmesi, tecrübesizlikle yorumlanıp, bağışlanabilir. Ancak, bir kereden fazla başınıza geldiyse, oturup kendi hakkınızda düşünmenizde yarar var.


Aşık Olmak



Tam göğsünüzün ortasında  bir yeriniz acıyacak...
Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar  olduğunu
fark 
edeceksiniz...
Sokağa  fırlayacaksınız...
Sokaklar da dar gelecek...
Tıpkı  vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi...  Ne denizin mavisi 
açacak
içinizi, ne pırıl pırıl gökyüzü...
Kendinizi taşıyamayacak kadar çok  büyüyecek, bir
yandan da kaybolacak
kadar
küçüleceksiniz...
Birileri size bir şeyler anlatacak  durmadan...
"Önemli olan sağlık."
"Yaşamak  güzel."
"Boşver, her şey unutulur."
Siz hiçbirini  duymayacaksınız...
Gözyaşlarınızdan etrafı göremez hale  geleceksiniz.
O'ndan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az
sonra  kollarında 
ölmek
isteyecek kadar çok seveceksiniz...
Hep ondan  bahsetmek isteyeceksiniz...
"Ölüme çare bulundu" ya da "Yarın  kıyamet
kopacakmış" deseler 
başınızı
kaldırıp "Ne dedin?" diye  sormayacaksınız...
Yalnız kalmak isteyeceksiniz...
Hem de  kalabalıkların arasında kaybolmak...
İkisi de  yetmeyecek.
Geçmişi düşüneceksiniz... Neredeyse dakika dakika...
Ama  kötüleri
atlayarak...
Onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek  isteyeceksiniz...
Gittiğiniz 
yerlere
gitmek...
Bu size hiç iyi  gelmeyecek... Ama bile bile
yapacaksınız.
Biri size içinizdeki acıyı  söküp atabileceğini
söylese, 
kaçacaksınız...
Aslında kurtulmak istediğiniz  halde, o acıyı yaşamak için 
direneceksiniz.
Hayatınızın geri kalanını  onu düşünerek geçirmek isteyeceksiniz...
Aksini iddia edenlerden  nefret edeceksiniz...
Herkesi ona benzetip...
Kimseyi onun  yerine koyamayacaksınız...
Hiçbir şey oyalamayacak  sizi...
İlaçlara sığınacaksınız... Birkaç saat kafanızı
bulandıran  ama asla 
onu
unutturmayan... Sadece bir müddet buzlu camın arkasından  
seyrettiren...
Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek... 
Boğazınız 
düğümlenecek,
dinleyemeyeceksiniz...
Uyumak zor, uyanmak  kolay olacak...
Sabahı iple çekeceksiniz... Bazen de "Hiç güneş doğmasa" diyeceksiniz.
Ne geceler rahatlatacak sizi ne  gündüzler...
Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksiniz...
Belki çivi  çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak
isteyeceksiniz...  Nafile... Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...
Rüyalar  göreceksiniz, gerçek olmasını istediğiniz...
Her sıçrayarak
uyandığınızda  onun adını söylediğinizi fark
edeceksiniz...
Telefonun çalmasını  bekleyeceksiniz... Aramayacağını
bile bile... Her
çaldığında yüreğiniz  ağzınıza gelecek... Ağlamaklı 
konuşacaksınız
arayanlarla...
Yüreğiniz  burkulacak...
Canınız yanacak...
Bir daha sevmemeye yemin  edeceksiniz.
Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek  içinizden...
Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp 
tutuşacaksınız... Defalarca
aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için 
kendinizden nefret
edeceksiniz...
Yaşadığınız şehri terk etmek  isteyeceksiniz... Onunla hiçbir anınızın
olmadığı bir yerlere gidip  yerleşmek...
Ama bir umut... Onunla bir gün bir yerde karşılaşma 
umudu... Bu umut 
sizi
gitmekten alıkoyacak...
Gel gitler içinde  yaşayacaksınız...
Buna yaşamak  denirse...
*
Razı mısınız bütün bunlara?
Hazır  mısınız sonunda ölüp ölüp dirilmeye?
O halde áşık  olabilirsiniz.

Pakize SUDA